Şu sıralar kedime sormaktan korktuğum en önemli soruyu karşıma çıkan her anneye soruyorum:
Nasıl doğum yaptın?
Malum, neredeyse 20 haftalık bir gebelikten sonra insan yavaş yavaş mutlu sonu düşünmeye başlıyor.
Peki o gün gelip çattığında ben ne yapacağım?
Doktorumla bu konuyu henüz konuşmadım. Cesaret edemedim. Nedense birilerinin beni en doğal yola itmesi, güç vermesine ihtiyacım var.
Ama bu kişi kesinlikle doktor değil, bu deneyimi yaşamış anneler olmalı.
Doğum nasıl olursa olsun kucağınıza alacağınız bebeğiniz sağlıklı olması esastır.
Ancak bu süreci nasıl geçireceğim de önemli sanırım.
Evet, niyetim doğal olan ama kuyruğumu kıstırıp olayı sezaryenle kapatabilirim. Önce kendime sonra size dürüstlük sözüm olsun bu cümle.
‘Beni uyutsunlar ve hiç bir şey duyumsamayayım’ işte geçen yıl ben de hakim olan düşünce buydu. Sanırım işin gerçeğinde kesilmek ve sonra çekeceğim ağrılardan habersiz, naif bir insanmışım.
Aradan çok sular aktı, farklı deneyimler paylaştım, paylaşıyorum ve çok şey okudum.
Annelere sormaya devam ediyorum: Nasıl doğurdun?
Bir kısmı benim gibi yola iyi niyetle çıkmış, her şeyi göze almaya hazır cevval annelerdi.
‘Tabiî ki normal istem ama olmadı… Bebek kanala girmedi, ağrıya dayanamadım ya da doktor ve hastane ekibi beni ameliyata yönlendirdi’ diyenlerdi.
Diğer grup, başarmışlar grubu. Onlar ne yazık ki çoğunluğu oluşturmuyor.
İnternette annelerin paylaşımlarından anladığım kadarıyla normal doğumu tercih edenlerin yardımına epidural koşmuş..
Okuduklarımdan anladığım hiçbir acı sonsuz değil, hiç biri ölümcül değil, yöntem nasıl olursa olsun sonuç mutluluk verici.
Değerlendirmek, karar vermek gerek.
‘Heyy gidi analarımız bizi nasıl doğurmuş’ demekten de alamıyorum tabi kendimi?
2 Nisan 2012 Pazartesi
26 Mart 2012 Pazartesi
Bana çifte bahar

Bahar geldi derken tam, bugün Pazartesiye yakışır şekilde yağmurla uyandım…
Olsun güneşli bir hafta sonunu, mükemmel bir hafta sonu demekti.
Ve biz gereğini yaptık kendimizi ormana attık.
Doğayla iç içe olmak ve uzun bir yürüyüş anne olamaya hazırlandığım şu günlerde benim gereklerim arasında…
Ama birbirine karışan kokuları ve zamanla her yanı kaplayan dumanı hesaba katmamışım.
Çoğu hamile gibi mangaldan kaçtım… Baharatlı sucuktan bir lokma tattım. Teselliyi kahvaltı için getirilen
Nutella ve sıcacık ekmekte buldum. Kendimle gurur duyduğum tek nokta yaptığımız uzun yürüyüştü. Gerçekten çok iyi geldi.
Kısa günün karı: Hasret kaldığımız güneş, bol oksijen, hareket, güzel sohbetler, trafiksiz dönüş yolu, içimde coşan sevimli kıpırtılar…
3 Aralık 2011 Cumartesi
Tavsiyeler ya da talimatlar...
Yeni yıl yaklaşırken,, işte samimi bir kaç satır....
"Gençliğin gücünün ve güzelliğinin tadını çıkar.
Boşver.
Gençliğin gücünü ve güzelliğini anlamayacaksın, onlar geçip gidene kadar.
Ama güven bana, 20 yıl sonra fotoğraflarına bakacaksın. Ve şu an anlayamayacağın bir şekilde hatırlayacaksın Önüne ne kadar fırsat çıktığını ve aslında ne kadar muhteşem göründüğünü.
Düşündüğün kadar şişman değilsin.
Gelecek için endişelenme, veya endişelen ama endişelenmenin ancak bir cebir denklemini sakız çiğneyerek çözmeye çalışmak kadar etkili olacağını bilerek.
Hayatındaki gerçek sorunlar endişeli aklının hiç düşünmediği şeyler olur genelde, boş bir salı günü saat 4'te gözünü kör eden türde bir şey.
Her gün seni korkutan bir şeyi yap. Şarkı söyle.
Başka insanların duygularına karşı pervasız olma. Seninkilere karşı pervasız olanlara da katlanma.
Diş ipi kullan.
Kıskançlıkla zamanını harcama.
Bazen öndesindir. Bazen geride. Yarış uzun ve sonuçta, sadece kendinle.
Aldığın iltifatları hatırla. Aşağılamaları unut.
Eğer bunları başarabilirsen bana nasıl yaptığını söyle.
Eski aşk mektuplarını sakla. Eski banka kağıtlarını at.
Gevşe...
Hayatınla ne yapmak istediğini bilemezsen kendini suçlu hissetme.
Tanıdığım en ilginç insanlar 22 yaşındayken hayatlarında ne yapmak istediklerini bilmiyorlardı.
Tanıdığım 40'lı yaşlarındaki en ilginç insanların bazıları hala bilmiyor.
Çok kalsiyum al.
Dizlerine iyi bak. İşe yaramadıklarında onları özleyeceksin.
Belki evleneceksin. Belki evlenmeyeceksin.
Belki çocukların olacak. Belki olmayacak.
Belki 40'ında boşanacaksın. Belki 75. evlilik yıldönümünde komik tavuk dansı yapacaksın. Ne yaparsan yap, kendini çok fazla pohpohlama ya da aşağılama.
Şansın yarı yarıya.
Herkesin de öyle.
Vücudunun tadını çıkar. Kullanabileceğin her şekilde kullan."
-The Big Kahuna'dan-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




